YAŞAYAN FOSİLLERİN ALTINDAKİ EVRİM ENKAZI

Bir bitki ya da hayvanın eski jeolojik çağlardan bu yana yerkabuğunda korunmuş olan kalıntılarına ya da izlerine fosil denir. Yeryüzünün her tarafından derlenmiş olan fosiller, yaşamın başlangıcından bu yana yeryüzünde yaşamış canlılar hakkında bilgi veren en önemli kaynaktır.

Hava ile teması ani bir şekilde kesilen canlıların iskeletleri, bozulmadan günümüze kadar ulaşır. Fosillerin araştırılması, soyu tükenmiş hayvanlar ve bitkiler konusunda bilgilenmemizi sağlar. Bu bilgiler hangi zaman dilimlerinde hangi canlıların yaşadıkları hakkında da bilgi verir.

Evrim teorisine göre sözde bütün canlılar birbirlerinden türemişlerdir. Önceden var olan bir canlı türü, zamanla bir diğerine dönüşmüş ve bütün türler bu şekilde ortaya çıkmışlardır. Teoriye göre, bu dönüşüm yüz milyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir. Bu durumda, iddia edilen uzun dönüşüm süreci içinde sayısız "ara türler"in oluşmuş ve yaşamış olmaları gerekir.

Örneğin geçmişte, balık özelliklerini hala taşımalarına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık-yarı sürüngen canlılar yaşamış olmalıdır. Ya da sürüngen özelliklerini taşırken, bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış sürüngen-kuşlar ortaya çıkmış olmalıdır. Bunlar, bir geçiş sürecinde oldukları için de, sakat, eksik, kusurlu canlılar olmalıdır. Geçmişte yaşamış olduklarına inanılan bu teorik canlılara "ara geçiş formu" adı verilir.

Yüzlerce milyon yıllık fosil örnekleri, evrimciler için, kendi teorilerine uygun şekilde kullanabilecekleri birer malzemedir. Evrimciler bir fosili alır, bunu günümüz canlılarından biriyle ilişkilendirir ve bu fosilin söz konusu canlının atası olduğunu iddia ederler. Bunun üzerine oldukça ilginç ve detaylı senaryolar kurarlar. Söz konusu fosil bir balıksa, sözde bu fosilin "sadece birkaç kemiğinden" ilkel bazı özelliklere, yeni gelişmekte olan organlara, dönüşüm geçiren ara geçiş uzuvlarına sahip olduğunu iddia ederler. Bu canlı üzerine kitaplar yazar, konferanslar düzenler, bunu "yıllarca" aradıkları ara geçiş fosili olarak sergileyip dururlar. Ta ki, bu fosilin canlı bir örneği karşılarına çıkıncaya kadar!

Evrimcilerin iddia ettikleri gibi, gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışlarsa, bunların sayılarının ve türlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olması gerekir. Ve bu canlıların kalıntılarına mutlaka fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Çünkü bu ara geçiş formlarının sayısının bugün bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla olması ve dünyanın dört bir yanının fosilleşmiş ara geçiş formu kalıntılarıyla dolu olması lazımdır. Bu gerçek, Darwin tarafından da kabul edilmiştir ve Darwin, Türlerin Kökeni isimli kitabında bunu şöyle açıklamıştır:

"Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine bağlayan sayısız ara-geçiş türleri mutlaka yaşamış olmalıdır... Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir. Charles Darwin, The Origin of Species, 1 b., s.179

Ancak bu satırları yazan Darwin, bu ara formların fosillerinin bir türlü bulunamadığının farkındaydı. Bunun teorisi için büyük bir açmaz oluşturduğunu da görüyordu. Bu yüzden, Türlerin Kökeni kitabının "Difficulties on Theory" (Teorinin Zorlukları) adlı bölümünde şöyle yazmıştı:

Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır. Charles Darwin, The Origin of Species, 1 b., s.172

Darwin'in, bu büyük açmaz karşısında öne sürdüğü tek açıklama ise, o dönemdeki fosil kayıtlarının yetersiz olduğuydu. Darwin, fosil kayıtları detaylı olarak incelendiğinde, kayıp ara formların mutlaka bulunacağını iddia etmişti.

Fosil Kayıtlarının Yeterliliği

210 milyon yıllık kemikli balık fosili ve 33.7-53 milyon yıllık kurbağa fosili

355-295 milyon yıllık örümcek fosili ve 300 milyon yıllık kaplumbağa fosili

55-35 milyon yıllık yengeç fosili ve 135 milyon yıllık bir tür deniz yıldızı fosili

Acaba ara form fosillerinin yokluğu karşısında, Darwin'in 140 yıl önce savunduğu "ara formlar şimdi yok, ama yeni araştırmalarla bulunabilir" iddiası hala geçerli midir? Bir başka deyişle, yapılan tüm fosil araştırmalarının sonucuna bakarak, ara formların gerçekte hiçbir zaman yaşamadıklarının kabul edilmesi mi gerekir, yoksa yeni araştırmaların sonuçları mı beklenmelidir?



Yeryüzündeki bütün canlılar, tüm kompleks ve üstün özellikleriyle bir anda var olmuşlar, yani yaratılmışlardır. Evrimcilerin iddia ettikleri gibi canlıların birbirinden türediğini gösteren tek bir bilimsel delil dahi bulunmamaktadır.

Bu soruya verilecek cevabı, elbette elimizdeki fosil kayıtlarının zenginliği belirler. Paleontolojik verilere baktığımızda ise, fosil kayıtlarının olağanüstü derecede zengin olduğunu görürüz. Dünyanın farklı bölgelerinden elde edilmiş milyarlarca fosil örneği vardır. Duane T.Gish, Evolution: Fossils Still Say No, CA, 1995, s.41. Bu fosillere bakılarak, 250 bin farklı canlı türü tanımlanmıştır ve bunlar, şu anda yaşamakta olan yaklaşık 1.5 milyon türe olağanüstü derecede benzerdir. David Day, Vanished Species, Gallery Books, New York, 1989. (Yaşamakta olan bu 1.5 milyon türün 1 milyon kadarı böceklere aittir.) Ancak bulunan sayısız fosil örneği arasında hiçbir hayali ara-geçiş formu fosili bulunamamıştır. Zengin fosil kayıtlarına rağmen bulunamayan ara formların, yeni kazılarla bulunması ise mümkün gözükmemektedir.

Glasgow Üniversitesi paleontoloji profesörü T. Neville George, bu gerçeği yıllar önce şu şekilde kabul etmiştir:

Fosil kayıtlarının (evrimsel) zayıflığını ortadan kaldıracak bir açıklama yapmak artık mümkün değildir. Çünkü elimizdeki fosil kayıtları son derece zengindir ve yeni keşiflerle yeni türlerin bulunması imkânsız gözükmektedir... Her türlü keşfe rağmen fosil kayıtları hala (türler arası) boşluklardan oluşmaya devam etmektedir. T. N. George, "Fossils in Evolutionary Perspective", Science Progress, vol. 48, January 1960, s.1

Amerikan Doğa Tarihi Müzesi Müdürü ünlü paleontolog Niles Eldredge ise, Darwin'in "fosil kayıtları yetersiz, ara formları o yüzden bulamıyoruz" iddiasının geçerli olmadığını şöyle açıklamaktadır:
Tüm deliller, fosil kayıtlarının ortaya koyduğu sonucun doğru olduğunu göstermektedir: (Fosil kayıtlarında) gördüğümüz boşluklar, hayatın tarihindeki gerçek olayları yansıtmaktadır, bunlar yetersiz bir fosil birikiminin sonucu değildir. N. Eldredge and I. Tattersall, The Myths of Human Evolution, Columbia University Press, 1982, s.59

Robert Wesson ise, 1991'de yayınlanan Beyond Natural Selection adlı kitabında "fosil kayıtlarındaki boşlukların gerçek ve olgusal" olduklarını şöyle açıklamaktadır:

Ne var ki, fosil kayıtlarındaki boşluklar gerçektir. Herhangi bir (evrimsel) soy oluşumunu gösterecek kayıtların yokluğu, son derece olgusaldır. Türler genellikle çok uzun zaman dilimleri boyunca sabit kalırlar. Türler ve özellikle cinsler hiçbir zaman yeni bir türe ya da cinse doğru evrim göstermezler. Bunun yerine, bir tür ya da cinsin bir diğeriyle yer değiştirdiği gözlenir. Değişim ise çoğunlukla anidir. R. Wesson, Beyond Natural Selection, MIT Press, Cambridge, MA, 1991, s. 45

Bu durum, evrim teorisinin 140 yıldır öne sürdüğü "ara form fosilleri bulunmuş değil, ama ileride bulunabilir" argümanının artık geçerli olmadığını göstermektedir. Fosil kayıtları canlılığın kökenini anlamak için yeterince zengindir ve bu gerçek karşımıza somut bir tablo çıkarmaktadır: Farklı canlı türleri, aralarında hayali evrimsel "geçiş formları" olmadan, yeryüzünde bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıkmışlardır.

Fosil Kayıtlarının Gösterdiği Gerçek



Amber içindeki 24 milyon yıllık tırtıl fosili, tırtılların tarih boyunca hep aynı şekilde var olduklarının yani hiçbir evrim geçirmediklerinin bir delilidir.

Yanında 45-50 milyon yıllık Ağustos böceği fosili

Peki on yıllardır toplumların bilinçaltlarına yerleşen "evrim-paleontoloji" ilişkisi nereden kaynaklanmaktadır? Neden çoğu insan, fosil kayıtlarından söz edildiğinde, bu kayıtlar ile Darwin'in teorisi arasında olumlu bir bağlantı olduğu izlenimine kapılmaktadır? Bu soruların cevabı, ünlü bilim dergisi Science'daki bir makalede şöyle açıklanır:

Evrimsel biyoloji ve paleontoloji alanlarının dışında kalan çok sayıda iyi eğitimli bilim adamı, ne yazık ki, fosil kayıtlarının Darwinizm'e çok uygun olduğu gibi yanlış bir fikre kapılmıştır. Bu büyük olasılıkla, ikincil kaynaklardaki olağanüstü basitleştirmeden kaynaklanmaktadır; alt seviye ders kitapları, yarı-popüler makaleler vs... Öte yandan büyük olasılıkla biraz taraflı düşünce de devreye girmektedir. Darwin'den sonraki yıllarda, onun taraftarları bu yönde (fosiller alanında) gelişmeler elde etmeyi ummuşlardır. Bu gelişmeler elde edilememiş, ama yine de iyimser bir bekleyiş devam etmiş ve bir kısım hayal ürünü fanteziler de ders kitaplarına kadar girmiştir. Science, July 17, 1981, s. 289

N. Eldredge ve Ian Tattersall ise bu konuda şu önemli yorumu yaparlar:

Ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin'in Türlerin Kökeni'ni yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir. Darwin ise, gelecek nesillerin bu boşlukları dolduracak yeni fosil bulguları elde edecekleri kehanetinde bulunmuştur... Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının, Darwin'in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir. Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.

Türlerin şaşırtıcı bir biçimde sabit oldukları ve uzun zaman dilimleri boyunca hep statik kaldıkları yönündeki gözlem, "kral çıplak" hikayesindeki tüm özellikleri barındırmaktadır: Herkes bunu görmüş, ama görmezlikten gelmeyi tercih etmiştir. Darwin'in öngördüğü tabloyu ısrarla reddeden hırçın bir fosil kaydı ile karşı karşıya kalan paleontologlar, bu gerçeğe açıkça yüz çevirmişlerdir. N. Eldredge ve I. Tattersall, The Myths of Human Evolution, Columbia University Press, 1982, s. 45-46

FOSİL KAYITLARINDAKİ DURAĞANLIK: "STATİS"



Mezozoik döneme ait (245-65 milyon yıl arası) vatoz fosili, günümüz denizlerinde yaşayan vatozların sahip olduğu tüm özelliklere sahiptir. Yaklaşık 250 milyon yıllık bu canlı, evrimsel süreç iddiasının tamamen bir hayal olduğunu açıkça göstermektedir.

Doğa tarihini incelediğimizde karşımıza, "farklı anatomik yapılara evrimleşen" değil, yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişmeden kalan canlılar çıkmaktadır. Fosil kayıtlarındaki bu "değişmezlik", bilim adamları tarafından "stasis" (durağanlık) olarak tanımlanmıştır. Yaşayan fosiller ve günümüzde varlığını korumayan ama dünya tarihinin birbirinden farklı dönemlerinde fosil bırakmış olan canlılar, fosil kayıtlarındaki durağanlığın somut delilleridirler. Ve fosil kayıtlarındaki söz konusu durağanlık, aşamalı bir evrim sürecinin yaşanmadığını gösterir. Stephen Jay Gould, Natural History dergisindeki yazısında fosil kayıtlarının evrim teorisi ile olan tutarsızlığını şu şekilde ifade etmiştir:

Çoğu fosil türünün tarihi, kademeli gelişim ile tutarsız olan iki özellik gösterir: 1. Stasis. Çoğu tür dünya üstünde geçirdikleri süre boyunca hiçbir yönlü değişim göstermemektedir. Fosil kayıtlarından kayboldukları sırada nasıl görünüyorlarsa ortaya çıktıklarında da aynı görünümdedirler; morfolojik değişim çoğunlukla sınırlıdır ve yönlü değildir. 2. Birden ortaya çıkış.

 Herhangi bir yerel bölgede, bir tür, atalarının sabit dönüşümü neticesinde kademeli olarak ortaya çıkmamaktadır; birden ve 'tam gelişmiş' olarak ortaya çıkmaktadır. http://members.iinet.net.au/~sejones/fsslrc02.html

Eğer bir canlı, milyonlarca yıl önceki tüm özellikleri ile günümüzde kusursuz şekilde varlığını sürdürüyorsa ve hiçbir değişim geçirmediyse, bu durum Darwin'in öngürdüğü aşamalı evrim modelini tamamen ortadan kaldıracak kadar güçlü bir kanıttır. Öyle ki, yeryüzünde bunu kanıtlayacak tek bir örnek değil, milyonlarca örnek bulunmaktadır. Canlılar, milyonlarca yıl hatta kimi zaman yüz milyonlarca yıl önce var oldukları hallerinden hiçbir farklılık göstermemektedirler. Bu durum, Niles Eldredge'in açıkça ifade ettiği gibi, paleontologların, hala savunulmakta olan evrim fikrinden artık "kaçınmalarına" sebep olmaktadır:

Paleontologların evrimden bu kadar uzun süre kaçınmış olmaları hiç de şaşırtıcı değildir. Evrim asla gerçekleşmemiş gibi görünmektedir. Kayalıklarda dikkatle ve sabırla yürütülen toplama çalışmaları zigzaglar, küçük salınımlar, ve çok nadiren milyonlarca yıl boyunca görülen değişimlerin küçük birikintilerini ortaya çıkarmaktadır - ki bunlar evrimsel tarihte yaşanmış olan tüm o müthiş değişimi açıklayamayacak kadar yavaş bir hızdadır. http://members.iinet.net.au/~sejones/fsslrc02.html

Eğer gerçekten bir evrim yaşanmış olsaydı, ki hiçbir şekilde yaşanmamıştır, canlıların yeryüzünde küçük kademeli değişimlerle ortaya çıkmaları ve zaman içinde de değişmeye devam etmeleri gerekirdi. Oysa fosil kayıtları bunun tam aksini gösterir. Farklı canlı sınıflamaları, fosil kayıtlarında hiçbir ataları olmadan aniden ortaya çıkmışlar ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişim geçirmeden durağan bir biçimde kalmışlardır.

Ammonitler, yaklaşık 350 milyon yıl önce ortaya çıktılar ve 65 milyon yıl kadar önce soyları tükendi. Aradaki 300 milyon yıl boyunca üstteki fosilde görülen yapıları hiç değişmedi.

400 milyon yıllık deniz yıldızı fosili

Ordovisyen Dönemi'ne ait "atnalı yengeci" fosili. Bu 450 milyon yıllık fosil de, günümüzde yaşayan örneklerinden farksız.

Ordovisyen Devri'ne ait istiridye fosilleri.

35 milyon yıllık fosil sinekler. Günümüzde yaşayan sineklerle aynı vücut yapısına sahipler.

Jurasik Dönem'e ait yaklaşık 170 milyon yıllık karides fosili. Günümüzdeki karideslerden hiçbir farkı yok.

Almanya'nın Bavyera bölgesinde bulunan 140 milyon yıllık yusufçuk fosili, şu anda yaşayan yusufçukların aynısıdır.

İskoçya'daki East Kirkton bölgesinde bulunmuş olan bilinen en eski akrep fosili. Pulmonoscorpius kirktonensis adı verilen türe ait bu akrep, 320 milyon yıllık ve günümüz akreplerinden farksız. (solda)
Baltık Denizi kıyılarında amber içinde bulunan yaklaşık 170 milyon yıllık bir böcek fosili. Yaşayan örnekleriyle tıpatıp aynı. (solda başta)

Fosil kayıtlarındaki durağanlık, gerçekten de evrim savunucuları için en büyük problemi teşkil eder. Çünkü evrimciler, hayali evrim süreci için gereken kanıtları fosil kayıtlarında ararlar. Ancak fosil kayıtları, beklenen ara geçiş formları örneklerini vermemekte, dahası, yüz milyonlarca yıl içinde değişim geçirdiği iddia edilen bir canlının hiçbir evrim geçirmediğini gözler önüne sermektedir. Canlı formları, milyonlarca yıl önceki halleri ile aynıdırlar ve Darwin'in öngördüğü aşama aşama değişimi geçirmemişlerdir. Niles Eldredge, evrimci paleontologların uzun süre ihmal ettikleri durağanlık gerçeğinin, Darwin'in aşamalı evrim iddiasını çürüttüğünü şu şekilde izah etmektedir:

Fakat durağanlık, hayatın tarihinin evrimsel biyolojide gözardı edilmemesi gereken bir özelliği olarak terk edildi, ve Gould ile birlikte böyle bir durağanlığın, hayatın tarihinin yüzleşilmesi gereken gerçek bir yönü olduğu, ve aslında evrimin temel fikrinin kendisine yönelik hiçbir esas tehdit teşkil etmediğini gösterene kadar da gözardı edilmeye devam etti. Çünkü bu Darwin'in sorunuydu: Darwin, evrim fikrinin inandırıcılığını sağlamak için türlerin sabitliğine dair eski doktrini yıkmak zorunda olduğunu düşünüyordu. Darwin'e göre stasis, aksi bir uygunsuzluktu. http://members.iinet.net.au/~sejones/fsslrc02.html

Darwin'in aşamalı evrim iddiasının geçersizliğini görerek, buna karşı Stephen J. Gould ile birlikte "sıçramalı evrim" iddiasını ortaya atan Niles Eldredge'in yukarıdaki ifadeleri, durağanlığın Darwin'e problem oluşturması konusunda oldukça doğruydu. Fakat Eldredge'in de açıkça ihmal ettiği ve görmezden geldiği nokta, fosil kayıtlarında açıkça görülen durağanlığın, sıçramalı evrim için de büyük bir sorun oluşturduğuydu.

Sıçramalı evrim (Punctuated Equilibrium - Kesintiye Uğramış Denge) modelini öne süren paleontologlar, fosil kayıtlarındaki durağanlığın bir "sorun" olduğunu kabul etmiş ama evrim fikrinden vazgeçmeyi imkansız gördükleri için canlıların küçük değişikliklerle değil, ani ve büyük değişikliklerle oluştuğunu öne sürmüşlerdi. Bu iddiaya göre evrimsel değişiklikler, çok kısa zaman aralıklarında ve çok dar popülasyonlar içinde gerçekleşmekteydi. Bu vakte kadar canlı popülasyonu hiçbir değişim göstermiyor ve bir tür denge durumunda kalıyordu. Popülasyon çok dar olduğu için büyük mutasyonlar sözde çok kısa sürede doğal seleksiyon mekanizması vasıtasıyla seçiliyor ve böylece ve her nasılsa yeni bir türün oluşumu sağlanıyordu.

Sıçramalı evrim modelinin, mikrobiyoloji ve genetik bilimleri tarafından çok fazla delil ile yalanlanmış olduğu bugün bilinen bir gerçektir. (Detaylı bilgi için bkz. Hayatın Gerçek Kökeni, Harun Yahya) Ayrıca fosil kayıtlarındaki durağanlığa ve dolayısıyla ara form yokluğuna açıklama getirmek için öne sürülen sıçramalı evrimin "dar popülasyonlar" iddiası da yine hiçbir bilimsel dayanağa sahip değildir. Yeni bir tür oluşumunun, sayıca son derece az hayvanı ve bitkiyi barındıran topluluklarda gerçekleştiğini iddia eden sıçramalı evrim, dar popülasyonların genetik yönden evrim teorisi için avantajlı değil, dezavantajlı olduğunun açıkça ortaya çıkmasıyla büyük bir darbe almıştır.

Dar popülasyonlar, yeni bir tür oluşumuna yol açacak şekilde gelişmek bir yana, ciddi genetik bozukluklar ortaya çıkarmaktadır. Bunun nedeni, dar popülasyonlarda, bireylerin sürekli dar bir genetik havuz içinde çiftleşmeleridir. Bu yüzden normalde "heterozigot" olan bireyler giderek "homozigot" haline gelmektedir. Bunun sonucunda da, normalde çekinik (resesif) olan bozuk genler, baskın (dominant) hale gelmekte ve böylece popülasyonda giderek daha fazla genetik bozukluk ve hastalık ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla fosil kayıtlarındaki ara form eksikliği, dar popülasyonlarda gerçekleşen bir evrimin sonucu değildir. Tüm bu bilimsel olanaksızlıkların yanısıra, sıçramalı evrim taraftarlarının, küçük popülasyonlarda meydana gelen değişikliklerin izinin, fosil kayıtlarında neden bulunamadığı sorusuna verebilecek bir cevapları yoktur.



Kurbağaların kökeninde de bir evrim süreci yoktur. Bilinen en eski kurbağalar, balıklardan tamamen farklıdır ve kendilerine has yapılarıyla ortaya çıkmışlardır. Ve günümüzdeki kurbağalarla aynı özelliklere sahiplerdir. Dominik Cumhuriyeti'nde bulunan amber içindeki kurbağa fosili yaklaşık 25 milyon yıllıktır ve yaşayan örnekleriyle arasında hiçbir fark yoktur.

Bu açık gerçek gösterir ki, hem Darwin'in ortaya attığı aşamalı evrim modeli, hem de onun sunduğu geçersizlikleri örtbas edebilmek için öne sürülen sıçramalı evrim modeli, fosil kayıtlarındaki durağanlığı, canlı formlarının ani ortaya çıkışlarını ve ara form yokluğunu açıklayamamaktadır. Bu durum, her ne teori öne sürülürse sürülsün, canlıların evrim geçirdiğine dair her türlü iddianın başarısızlıkla sonuçlanacağını, bilimsel olarak çöküşe uğramaya mahkum olacağını tüm açıklığıyla göstermektedir. Çünkü canlılar evrimleşmemişlerdir; Allah tüm canlıları kusursuz halleri ile yoktan var etmiştir. Dolayısıyla canlıların evrimleştiğini savunan her iddia, yok olmaya mahkumdur.

Sıçramalı evrim teorisinin fikir babası Stephen J. Gould, Hobart & William Smith College'de verdiği bir konferansta bu gerçeği tüm açıklığıyla şu şekilde itiraf eder:

Her paleontolog çoğu türlerin değişmediğini bilir. Bu sıkıntı vericidir. korkunç bir sıkıntıya neden olur. [Canlılar] biraz daha büyük veya yamru-yumru olabilirler fakat aynı tür olarak kalmaya devam ederler ve bunun nedeni kusurluluk veya boşluklar değil, durağanlıktır. Fakat bu olağanüstü durağanlık genellikle bir veri olarak görmezlikten gelinmiştir. Eğer değişmiyorlarsa, söz konusu olan evrim değildir; o halde bundan söz etmezsiniz. http://www.bible.ca/tracks/fossil-record.htm

Çevrenin "Etkisizliği"



Denizlerin en tehlikeli canlılarından biri olan köpek balığı ve 400 milyon yıllık fosili bize köpek balıklarının hiçbir evrim süreci geçirmediğini açıkça göstermektedir.

Yaşayan fosiller, günümüzdeki örnekleriyle geçmişten kalan fosil örnekleri arasında farklılık bulunmayan, dolayısıyla türlerin milyonlarca yıl boyunca hiçbir evrim geçirmediği gerçeğine ayna tutan kanıtlardır. Bu yönleriyle evrim teorisine ağır bir darbe oluşturmaktadırlar. Bilindiği gibi evrim teorisi, ancak değişen çevre şartlarına uyum sağlayabilen canlıların hayatta kalacağını, hayali bir takım rastlantısal değişimlerin etkisiyle canlıların bu süreçte başka canlılara evrimleşeceğini iddia etmektedir. Yaşayan fosiller ise, teorinin, türlerin zaman içinde değişen şartlara göre değişim geçireceği iddiasının asılsız bir hikayeden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. Tarihte yüz milyonlarca yıl geriye uzanan, çok eski yaşayan fosil örnekleri mevcuttur. Yaklaşık dört yüz milyon yıllık olduğu halde hiçbir değişim izi ortaya koymayan köpek balığı ve evrimcilerin soyu tükenmiş bir ara-geçiş canlısı olarak ortaya attıkları ama günümüzde halen yaşayan bir dip balığı olduğu anlaşılan Coelacanth gibi canlıların fosilleri, evrim teorisinin değişim senaryosunu yalanlayan çok çarpıcı bir tablo çizmektedir.

Focus dergisi de evrimci bir yayın olmasına karşın, Coelacanth'ın konu edildiği Nisan 2003 tarihli sayısında, bu balık gibi milyonlarca yıldır değişmeyen canlılardan şöyle söz etmiştir:

Coelacanth gibi büyük bir canlının, bunca yıl bilim dünyasının bilgisinden uzak yaşadıktan sonra bulunması, çok fazla ilgiyi üstüne çekmesine yol açtı. Oysa, Coelacanth gibi milyonlarca yıl öncesinden kalan fosilleriyle tıpa tıp benzerlik içindeki organizmaların sayısı oldukça fazla. Örneğin, bir kabuklu türü olan Neopilina, 500 milyon yıldan beri, akrep, 430 milyon yıldan beri; zırhlı ve kılıç kuyruklu bir hayvan olan deniz canlısı Limulus, 225 milyon yıldan beri; yalnızca Yeni Zelanda'da yaşayan bir tür sürüngen olan Tuatara da, yaklaşık 230 milyon yıldan beri değişmedi. Eklembacaklıların birçok takımı, timsahlar, deniz kaplumbağaları ve birçok bitki türü de uzayıp giden listenin bir parçası. Evrimin Çıkmaz Sokakları: Yaşayan Fosiller, Focus, Nisan 2003

Birkaç milyon yıllık Akçaağaç yaprağının fosili ve günümüzdeki Akçaağaç yaprakları.

190 milyon yıllık timsah fosili ve günümüzdeki yaşayan örneği.

2 milyon yıllık amber içinde karınca fosili ve üstünde günümüzde yaşayan karınca. Bu canlılar, milyonlarca yıl önce de günümüzdekilerden farklı değildi. 

190 milyon yıllık timsah fosili ve günümüzdeki yaşayan örneği.

120 milyon yıllık kuş tüyü fosili

Çuha çiçeği fosili ve günümüzde yaşayan çuha çiçeği

Milyonlarca yıllık yılan fosilleri, yılanların hiçbir değişime uğramadıklarını göstermektedir.

Bir tür ağaçkakan tüyü fosili. Günümüz ağaçkakan tüyleriyle aynıdır. (Yukarıda solda)
Bugüne kadar bulunan en eski çiçekli bitki fosili.
(Yukarıda sağda)

Focus dergisi, hamam böceği ve archaebakterilerden örnek vererek, bu fosillerin evrim teorisine vurduğu darbeyi ise açıkça itiraf etmektedir:

Evrim çizgisinden bakıldığında, bu tip organizmaların mutasyona uğrama olasılığı, diğerlerine göre çok daha yüksek. Çünkü, her yeni nesil, DNA'nın kopyalanması demek. Milyonlarca yıl süresince kopyalama işleminin kaç kez yapıldığını düşününce, ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor. Teoride, değişen çevre koşulları, düşman türler, türler arası rekabet gibi çeşitli baskı unsurlarının doğal seçime neden olması, mutasyona uğramış avantajlı türlerin seçilmesi ve bu türlerin, bu kadar uzun zaman içinde çok fazla değişikliğe uğraması gerekiyordu. AMA GERÇEKLER BÖYLE DEĞİL. Sözgelimi, hamamböceklerini ele alalım. Çok hızlı ürüyorlar, ömürleri de kısa, ama yaklaşık 250 milyon yıldan beri aynılar. Daha çarpıcı bir örnek ise archaebakteriler. Tam 3.5 milyar yıl önce, Dünya henüz çok sıcakken ortaya çıktılar, günümüzde de Yellowstone Milli Parkı'ndaki kaynar sularda yaşamaya devam ediyorlar. Evrimin Çıkmaz Sokakları: Yaşayan Fosiller, Focus, Nisan 2003
Evrim teorisi, türlerin doğa tarihi hakkında yazılan, ancak bu alanda elde edilen bilimsel bulgularla kesin olarak yalanlanan hayali bir hikayeden ibarettir. Yaşayan fosiller, çevrenin canlılar üzerindeki etkisinin "evrim" değil, tam aksine "evrimsizlik" olduğunu göstermektedirler. Türler günümüzdeki beden yapılarına tesadüfi bir değişim sürecinden geçerek ulaşmamışlardır. Hepsi Yüce Allah tarafından kusursuzca var edilmişlerdir ve yeryüzündeki varlıkları boyunca hep yaratıldıkları şekilde yaşamışlardır.

 

Amber içinde 50 milyon yıllık akrep fosili (en sağda)

Milyonlarca yıldır değişmemiş bir canlı olan Tuatara’nın, fosili ve günümüzdeki hali. (ortada)

150 milyon yıllık atnalı yengeci fosili ve günümüzdeki Atnalı yengeci (en solda)

EVRİMCİLERİN FOSİL GİZLEME ADETİ


Fosil kayıtlarının teorilerini desteklememesi üzerine çaresiz kalan Darwinistler, mükemmel canlılara ait kusursuz fosilleri alarak bunları kendi istedikleri şekilde yorumlamış, hatta açıkça sahtekarlık yapmışlardır. İnsan kafatasına yeni ölmüş orangutan çenesi ekleyerek 40 yıl sergilenen sahte Piltdown adamını, bir tane domuz dişinden sözde ailesiyle birlikte resmedilen Nebraska adamı sahtekarlığını üretmişlerdir. Dinozor fosillerine tüy eklemiş, sanayi devrimi kelebeklerini ağaç kabuklarına yapıştırarak çektikleri resimlerle doğal seleksiyon ile evrimleşme propagandaları yapmışlardır. Coelacanth’ı yıllarca ara form olarak tanıtmış, canlının halen yaşıyor olduğunun anlaşılması ile şaşkına dönmüşlerdir. 53 milyon yıllık at fosilleri günümüz atlarının aynısıyken, hayali bir “atın evrimi senaryosu” üretmişler, sonunda bunun da sahte olduğunu itiraf etmişlerdir. İnsanın hayali evrimini sahte embriyo çizimleri ile açıklamaya çalışmışlar, ardından çizimlerin sahibi Haeckel’in, “evrim teorisi adına çok sahtekarlık yapıldığından bu sahtekarlığı dolayısıyla gocunmadığına” dair itirafı ile bu sahte senaryoyu da geri çekmek zorunda kalmışlardır.

Kısacası, Darwinizm bir yalandır. Sahte fosiller sürekli olarak deşifre edildiği, gerçek fosiller ise evrimi tümüyle yalanladığı için EVRİMCİLER FOSİLLERİ GİZLEME İHTİYACI DUYARLAR.

Darwinistler Bir Fosil Buldukları An Onu Alelacele Gizlerler, Tıpkı Kambriyen Fosillerinde Olduğu Gibi

Fosiller evrimi yalanlayan en önemli delillerdendir. Yeryüzünün çeşitli katmanlarından elde edilen ve canlıların ilk yaratıldıkları andan itibaren hiçbir değişime uğramadığını ortayan koyan 100 milyon fosil, evrimciler için tam bir çıkmaz oluşturmaktadır. Normalde kendi teorilerinin ispatı için kullanmaları gereken fosillerin her birinin Yaratılış gerçeğini tasdik etmesi Darwinistleri fosilleri saklamaya kadar itmiştir.

İnsanların bunları görmesini ve bilmesini istemezler. Bunu tarihte çok yapmışlardır, bugün de halen yapmaktadırlar. Sahte evrim demagojilerinden sayfalarca, saatlerce bahsederler. Ama şu an var olan 100 milyon fosil hakkında tek kelime etmemişlerdir. Yüzlerce yıldır istikrarla sürdürülen kazılar sonucunda ele geçen milyonlarca fosil vardır. Fakat Darwinistlerin bunları gösterdikleri müzeler yoktur. Bunları hiçbir zaman bir sergide sergileyememişlerdir. Milyonlarca fosilin yeraltından çıktığı bilinmektedir, fakat bunların hiçbiri ortada yoktur. Ve bu, geçmişten beri sürekli olarak yapılan bir Darwinist oyundur.

Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi, 1909 yılında Charles Doolittle Walcott adlı bir paleontoloğun Kanada’nın Burgess Shale bölgesinde yapmış olduğu araştırmalar sonucunda bulmuş olduğu fosillerdir. Walcott, 4 yıl boyunca yaptığı araştırmalar sonucunda bulmuş olduğu yaklaşık 530 milyon yıl öncesine ait muhteşem fosilleri alelacele gizlemeye çalışmıştır.

Peki bunun nedeni nedir?

Bunun nedeni 530 milyon yıl öncesine ait olarak bulunmuş olan söz konusu fosillerin evrimi kesin olarak reddetmesi, tam anlamıyla ortadan kaldırmasıdır. Bu fosiller Kambriyen dönemi adı verilen döneme aittir ve evrimcilere göre bu dönem, yalnızca tek hücreli veya temel kompleks uzuvlardan yoksun bazı çok hücrelilerin yaşaması gereken bir dönemdir. Hayali evrim masalına göre başka türlü olması mümkün değildir.

Fakat Kambriyen dönemine ait bulunan fosiller, bir evrimci için dehşet habercisidirler. Söz konusu fosiller, o dönem canlıların günümüzdeki canlı kompleksliğine sahip olduğunu göstermekte, günümüz çeşitliliğinin bir benzerinin, hatta daha fazlasının bir anda ortaya çıktığını ilan etmektedir. Dahası, bu canlıların başka canlılardan evrimleştiğini gösteren hayali ilkel bir ata da hiç bir zaman var olmamıştır. Bu fosiller, evrimcilere göre, canlıların en ilkel yapıda olduğunu iddia ettikleri bir dönemde mükemmel bir komplekslik sergileyerek, canlıların bir anda, oldukları görünümde yaratıldıklarını yüksek sesle ilan etmektedirler. Bu, Darwinizm’in kesin olarak ölümü, yok oluşu anlamına gelmektedir. Darwinistler, açıklamasız kaldıkları konularda demagoji kullanmaya alışkındırlar ama canlı çeşitliliğinin yaklaşık 530 milyon yıl önce bir anda ortaya çıkmasına bir açıklama bulmaları imkansızdır.

Nitekim, Harvard paleontoloğu evrimci Stephen Jay Gould’un da belirttiği gibi Darwin’e en büyük rahatsızlık fosil kayıtlarından, özellikle de Kambriyen fosillerinden gelmiştir:

Fosil kayıtları, Darwin'e mutluluktan çok hüzün getirdi. Hiçbir şey onu, neredeyse tüm kompleks dizaynların ortaya çıktığı Kambriyen patlamasından daha çok rahatsız etmedi. . Gould, Stephen J., The Panda's Thumb, 1980, ss. 238-239
İşte bu sebeple, koyu bir evrimci olan Walcott, ÇÖZÜMÜ FOSİLLERİ SAKLAMAKTA BULMUŞTUR.

Muhteşem Kambriyen fosilleri TAM 70 YIL BOYUNCA SAKLANMIŞTIR.

Burgess Shale fosillerinin gün ışığına çıkması, ancak 1985 yılında, müzenin arşivlerinin yeniden incelenmesi sayesinde oldu. İsrailli bilim adamı Gerald Schroeder bu konuda şu yorumu yapmıştır:

Eğer Walcott isteseydi, fosiller üzerinde çalışmak üzere bir ordu dolusu öğrenciyi görevlendirebilirdi. Ama evrim gemisini batırmamayı tercih etti. Bugün Kambriyen Devri fosilleri Çin’de, Afrika’da, İngiliz Adalarında, İsveç’te ayrıca Grönland’da da bulunmuş durumdadır. (Kambriyen Devrindeki) Patlama, dünya çapında yaşanmış bir olaydır. Ama bu olağanüstü patlamanın doğasını tartışmak mümkün olmadan önce, bilgi gizlenmiştir. . Gerald Schroeder, Evolution: Rationality vs. Randomness, http://www.geraldschroeder.com/evolution.html

40 yıl Boyunca Saklanan Papağan Fosili

Kambriyen fosillerinin gizlenmesi evrimcilerin tarihinde yaşanmış olan tek olay değildir. Fosil gizlemek, Darwinistler için bir adettir. Nitekim 65 milyon yıllık bir papağan çenesi fosili de, günümüz papağanlarının milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediğini gösteren bir yaşayan fosil olduğu ve evrim teorisini bu nedenle geçersiz kıldığı için uzun yıllar insanlardan saklanmıştır. Ta ki California Berkeley Üniversitesi mezunlarından Thomas Stidham adında bir araştırmacının Berkeley Paleontoloji Müzesindeki fosil koleksiyonlarını incelemeye karar vermesine kadar. Bunun ardından yapılan incelemede fosilin, bugüne kadar bulunan en eski papağan fosili olduğu, dinozorlarla aynı dönemde yaşadığı anlaşılmıştır. 13 milimetrelik fosilin röntgen çekimlerine göre, fosilin üzerinde bulunan "K" şeklindeki iz (kan damarları ve sinir yolları) günümüzdeki papağanlara ait özelliklerle aynıdır. Darwinistler, bu gerçeği gizleyebilmek için çözümü tam 40 YIL FOSİLİ SAKLAMAKTA BULMUŞLARDIR.

100 Milyon Fosilden Hiçkimsenin Haberi Yoktu

Darwinistlerin fosil saklama taktiği, günümüzde halen büyük bir gizlilik içinde devam ettirilmektedir. İnsanların büyük bir kısmı, uzun bir süre boyunca, şu anda dünya çapında bulunmuş olan fosillerin 100 milyondan fazla olduğunu bilmemişlerdir. Adına yaşayan fosil denilen ve günümüz canlılarının milyonlarca yıldır değişmediğini ortaya koyan fosil örnekleri, yıllar boyunca Darwinistler tarafından gizlenmiş, bunlardan yalnızca birkaç örnek gündeme getirilmiştir. Dolayısıyla bilimsel yayınları veya interneti inceleyen kişiler, yaşayan fosil denince, uzun bir süre boyunca yalnızca birkaç ünlü örnek ile karşılaşmışlardır: Bir Ginkgo yaprağı, bir nautilus, bir okapi... Hemen hemen her kişi, yıllarca, dünyada birkaç tane yaşayan fosil örneği olduğunu ve bunların da nadir şaşırtıcı örnekler olduğunu zannetmişlerdir. Şu an var olan neredeyse tüm canlıların, kurtların, atların, tavşanların, kaplumbağaların, balıkların, kuşların, sürüngenlerin neredeyse her türünün, milyonlarcasının yaşayan fosillerinin var olduğundan haberleri bile olmamıştır.

Bunun tek sebebi, Darwinistlerin 100 milyon fosili insanlardan gizlemiş olmalarıdır.

Darwinistler Fosilleri Neden Gizleme İhtiyacı Duyarlar?

Çünkü fosiller evrimi reddetmektedir. Fosil kayıtlarında bir tane bile ara form fosili bulunmamaktadır. Var olan fosil kayıtların tamamı -ki bunlar 100 milyondan fazla fosili ifade eder- mükemmel görünümde, tam ve kusursuz canlılara aittir. Bu 100 milyon fosilin çok büyük bir bölümünü yaşayan fosiller oluşturmaktadır. Söz konusu fosillerin yalnızca bir bölümünün, hatta 3-5 tanesinin bile ortaya çıkması, evrim teorisinin yok olduğunun ilanı demektir. İşte bu nedenle Darwinistler 100 milyon fosil karşısında dehşete kapılmışlardır. Tıpkı Kambriyen dönemine ait muhteşem canlı fosillerini 70 yıl boyunca saklama ihtiyacı duymaları gibi, şu anda da evrimi çökerten bu muazzam koleksiyonu da gözlerden saklamaya çalışmışlardır.

İşte Darwinistlerin büyük bir çaba ile, fosil kayıtlarını gizli tutmak istemelerinin sebebi budur: Evrim teorisi, 100 milyon fosil karşısında tamamen geçersiz kılınmıştır. Bunu ilan eden ise Yaratılış Atlası’dır. Yaratılış Atlası, Darwinistlerin hiç beklemediği bir anda, birbirinden üstün görünümlü 100 milyon yaşayan fosilin varlığını bütün dünyaya haber vermiştir.

YAŞAYAN FOSİLLER EVRİMİ REDDEDİYOR


Evrimci New Scientist dergisi, yaşayan fosiller gerçeği karşısında evrimcilerin çelişkilerini şu şekilde açıklamıştır:

Bazı biyologlar, muhtemel değişikliklerdeki tehlikeleri göz önüne alarak, hiçbir şekilde evrim gerçekleşmemesinden dolayı şaşırıyorlar. 'Gerçek şu; organizmalar öylesine kompleks ki, her şeyi bir enkaza çevirmeden tek bir şeyi değiştirmek oldukça zor' diyor (Yale Üniversitesi'nden evrimci paleontolog Elizabeth) Vrba. Ancak bizim mükemmel şekilde sağ kalan canlılarımızın neden milyonlarca yıl boyunca değişmeden kaldıklarını anlatmak oldukça zor. http://www.newscientist.com/article.ns?id=mg16422094.900



Niles Eldredge

Bu somut gerçeğin açıklanması elbette evrimciler açısından zordur. Çünkü onlar, buna evrim teorisinin içinde bir açıklama ararlar. Oysa yaşayan fosiller, canlıların aşamalarla birbirlerinden türemediklerini, hiçbir şekilde evrimleşmediklerini gözler önüne sermektedir. Fosil kayıtları, ara geçiş formlarının hiçbir örneğini vermemektedir.

Canlılar, milyonlarca yıl boyunca değişmeden kalmışlar, şu anki anatomik yapıları nasılsa, o dönemde de aynı anatomik yapılarıyla var olmuşlardır. Fosil kayıtları, bunu gösteren hayvan ve bitki örnekleriyle neredeyse tamamlanmış durumdadır ve evrimi kesin ve bilimsel olarak yalanlamaktadır.

Evrimci Niles Eldredge, evrimin çözemediği sayısız sırdan bir tanesini oluşturan yaşayan fosiller konusuyla ilgili hiçbir açıklamalarının olmadığını şöyle itiraf eder:

Yaşayan bir organizma ile onun uzak jeolojik geçmişteki fosilleşmiş ataları arasında karşılaştırabileceğimiz herhangi bir parça üzerinde neredeyse hiçbir değişiklik yok gibi görünmektedir. Yaşayan fosiller, evrimsel durağanlık fikrinin uç derecede somut örnekleridir... Yaşayan fosillerin sırrını tam anlamıyla çözemedik. http://www.nwcreation.net/fossilsliving.html



50 milyon yıldır değişmeyen yarasa, evrim teorisini çökerten en önemli delillerden biridir.

Fransa'nın en ünlü zoologlarından, 35 ciltlik Traité de Zoologie (Zoolojinin Anlaşması) ansiklopedisinin editörü ve Fransız Bilimler Akademisi'nin (Académie des Sciences) eski başkanı Pierre-Paul Grassé ise, Evolution of Living Organisms (Canlı Organizmaların Evrimi) adlı kitabının "Evrim ve Doğal Seleksiyon" bölümünü şöyle bitirir:

J. Huxley ve diğer biyologların, evrimin, doğal seleksiyon mekanizması aracılığıyla işlediği teorisi, demografik gerçeklerin, genotiplerin bölgesel dalgalanması ve coğrafi dağılımların bir gözleminden başka bir şey değildir. Çoğunlukla ele alınan türler, on binlerce sene hiç değişmeden kalmaktadır. Koşullara bağlı olarak meydana gelen dalgalanmalar, genlerin önceden değişmesiyle beraber ele alındığında, evrime delil olarak kullanılamaz; ve bunun en güzel delili de milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramayan yaşayan fosillerdir. Phillip E. Johnson, Darwin On Trial, Intervarsity Press, Illinois, 1993, p. 27

Yaşayan fosiller ve fosil kayıtlarındaki durağanlık, ne Darwin döneminde açıklanabilmiştir ne de bundan sonra açıklanabilir durumdadır. Darwin'in evrim teorisini, şekilden şekle sokarak günümüz bilimsel bulugularına uyarlamaya çalışan evrimci bilim adamları da bu gerçeği, artık istemeseler de kabul etmiş durumdadırlar.

Bilimsel verilerin ve fosil kayıtlarının ortaya çıkardıkları gerçekler, tıpkı 150 yıl önce Darwin'in itiraf ettiği gibi, günümüzde de evrim teorisinin her türlü versiyonu ile çelişmektedir:

Bu kitapta, gerçeklerin delil gösterilemeyeceği bir nokta olduğunu biliyorum. Bu nokta, genellikle benim vardığım sonuçlardan tamamen ters sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Adil bir sonuç, ancak her problemin her iki yönünün gerçeklerini tam olarak açıklamak ve tartmak ile sağlanabilir. Ama burada bunu yapmak mümkün değildir.http://www.arn.org/docs/abstasis.htm (Charles Darwin, The Origin of Species, 1859)

Darwin bu sözlerle, iddiasının gerçeklerle bağdaşmadığını ve bu nedenle de gerçekleri görmezden geldiğini, çekinmeden dile getirmektedir. Günümüzde, fosil kayıtlarının ortaya koyduğu gerçeğe rağmen evrim teorisini savunanların içinde bulunduğu durum da budur. Körü körüne Darwin'in izinden gitmeye devam etmekte ve gerçeklere yüz çevirmektedirler. Ancak bu yalnızca kısa süreli bir aldatmacadır. Gerçekler, artık Darwin dönemindekinden daha açık ve daha fazla saptanabilir durumdadır. Gerçekleri gören ve gerçekleri tercih eden insanların sayısı artmakta, hikayelere inanıp bunları sorgulamayan insanların sayısı oldukça azalmaktadır. Gerçekler, artık Darwin döneminde olduğu gibi gizlenebilir ve ihmal edilebilir durumda değildir. Genetik, mikrobiyoloji, paleontoloji, jeoloji ve diğer tüm bilim dalları, Darwin'in ve Darwin destekçilerinin hiç istemediği ve belki de hiç beklemedikleri bir gerçeği sürekli olarak ortaya çıkarmaktadır. Ve bu gerçek, Yaratılış Gerçeğidir.

Evrimcilerin Beklemediği Karşılık: YARATILIŞ ATLASI

Darwinist tuzak, zamanımızda Yaratılış Atlası ile bozulmuştur. İnsanlar, bir anda ele geçirilmiş 100 milyonun üzerinde fosil olduğunu ve bu fosillerin bir tanesinin bile evrimi delillendirecek bir ara form fosili olmadığını anlamışlardır. İnsanlardan gizlenmeye çalışılan bir gerçek açıkça, resimleriyle, hatta fosil sergilerindeki örnekleriyle insanlara sunulmuştur. İnsanlar bu fosilleri görmüşler, onlara dokunmuşlardır. Bu 100 milyon fosilin tamamı Yaratılış gerçeğini kanıtlayan kusursuz, mükemmel fosillerdir. Bir kısmı soyu tükenmiş mükemmel canlılara aitken, büyük bir bölümü yaşayan fosillerdir. Evrimciler fosilleri gizlemeye çalışırlarken hiç beklemedikleri bir anda Yaratılış Atlası ile karşılaşmışlardır. Bütün Yaratılış delilleri tüm detaylarıyla insanlara ulaştırılmış, tüm detaylarıyla tanıtılmıştır. Ve böylece, Darwinistlerin uzun yıllardır fosilleri gizlemek uğruna gösterdikleri çaba, bir anda tam tersine dönmüştür.


Şu anda evrimin geçersizliğini tüm dünya bilmektedir. Devlet başkanları bunu açıkça dile getirip, Allah inancını benimsediklerini tüm dünyaya ifade etmiş, insanlar ünlü internet sitelerinin düzenlemiş olduğu anketlerde, % 90 oranında canlıları Allah’ın yarattığına inandıklarını belirtmişlerdir. Tüm dünyada resmi olarak benimsenmiş, ülkelerin kanunları ile korunmuş olan evrim teorisi, bir anda tartışılır olmuş, delilsiz bir teori olduğu herkes tarafından hemen anlaşılmış, eyaletler bu teoriyi müfredattan çıkarabilmek için yoğun bir çaba içine girmişlerdir. İşte bu, insanlardan gizlenmeye çalışılan fosillerin ortaya çıkarılmasının getirdiği sonuçtur.

Yaklaşık 1.5 asırdan fazla bir zaman boyunca aldatmalarla, sahtekarlıklarla, evrimi çürüten delillerin saklanmasıyla elde edilen sahte evrimci başarı, bir anda ortadan kalkmıştır. Evrimciler, tüm dünyayı etkileri altına aldıkları, teorilerini kanunlaştırdıklarını zannettikleri bir anda beklemedikleri şok bir yenilgi yaşamışlardır.

Bu, Müslümanların beklediği, Allah’ın dilemesiyle mutlaka gerçekleşecek bir karşılıktır. Çünkü Allah Müslümanlara, batılı yok edip hakkı sağlamlaştıracağını vaat etmiştir.
De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir.

De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir.” (Sebe Suresi, 48-49)